02.11.1958 Tarihinde Erzincan'da Akrep Burcu olarak doğmuşum.
Babamın o yıllarda Erzincan Sümerbank İplik Fabrikası'nda ki görevi münasebetiyle dünyaya gelişim Erzincan'a rastlamış.
Ben ailenin 3. çocuğuyum. Benden önce her görev yerinde bir çocuk yapmayı adet edinen rahmetli babam, Samsun ve Rize şehirlerinde olmak üzere annemle işbirliği yaparak 2 kız çocuğu dünyaya getirmişler.
Babam çok kalender, iyi ve görgülü bir insanmış ki, 2 kız çocuktan sonra erkek çocuğu sahibi olunca anneme "Mavi boncuk" takmış.
Fakat hayatım boyunca o boncuğu hak etmek için çalıştım.
İlkokulun 1. sınıfındayken Ordu'ya Sümerbank Soya Fabrikası'na tayinimiz çıkmış.
Eyvah Ordu'da da bir tane kardeş geliyor desekte, herhalde annem tedbirli davranmış. Daha sonra 2 tayin görmesine rağmen tedbiri elden bırakmamışlar ve bana kardeş gelmemiş.
Beni son çocuk olarak tescillemişler.
Daha sonraları Bilecik Bilkon-Kepez Konserve Fabrikası'nın müdürlüğünü kabul eden babamın görevi dolayısı ile Bilecik'e taşındık. Burada 3 yıl çalıştıktan sonra, Çanakkale'de ki Kepez Konserve Fabrikası'na da müdür olarak atanan babamla beraber Çanakkale'ye yerleştik.
1972 Yılından beri burada ikamet etmekteyiz.
Eşim Hatice Hanımla Üniversite yıllarımda 1977 yılında tanıştık, 1979 yılında nişanlandık ve benim Suudi Arabistan dönüşümde 1982 yılında evlendik.
Ayşe Berna adında 1983 doğumlu bir kızımız ve 1979 doğumlu Altan adında bir damadımız var.
Ben, tesadüfen 02 Ağustos 2004 yılında başladığım Kalem Gazetesi'ndeki köşe yazılarımı, her gün sürdürmekteyim.
Pazartesi günleri sadece fıkra, perşembe günleri ise "Yaz Be Abi" köşelerini hazırlıyorum.
Kalem Gazetemizin halen bir Web sayfasına sahip olmaması yüzünden! Çanakkale dışında olup benim yazılarımı takip etmek isteyenlerin umumi isteği üzerine, bu Web sayfamı açmak zorunda kaldım.
Ayrıca bu arada yazdığım tiyatro oyunlarım ve öykülerim de var.
Kısa film merakım yüzünden çektiğim klip ve belgeseller var.
Bu sayfamı, aynı hayatım gibi güncellemeye çalışacağım.
Bu sayfalarda iyi vakit geçirirsiniz umarım.
HOBİLERİM...
Küçüklükten beri ellemediğim alet ve gereç, kurcalamadığım makine, ilgi duymadığım konu kalmamıştır sanırım.
Benim bu özelliklerimi keşfeden babam, "Git mektebinde oku" dercesine beni Sanat Okulu'na verdi.
Halbuki ben, kızların bol olduğu Lise'ye gitmek istiyordum.
Müzik aleti çalmaktan, icad yapmaya, model uçak yapmaktan, tornet* yapmaya kadar her şeyi kurcaladım.
Aziz Nesin kitaplarıyla başladım okumaya ve devam ettim. Benim idolümdür, rahmetli...
Yüksek okul yıllarımdan sonra bir yazma merakı oluştu bende.
Mektup şeklinden kendi hayatımı yazmaya geçişim bu sürede oldu zaten.
Daha sonra emekli olduktan beri gazetede yazmaya başladım.
2 ağustos 2009 tarihinde 5. yılımı kutladım köşe yazarlığında.
Kabaca hesaba göre tam 1500 yazı yazmışlığım var...
Yazmadığım zamanlar boşluk hisseder oldum.
Bunu bir nevi stres atma, gaz boşalması gibi görüyorum.
Aynı zamanda öykü yazarı olmaya çalışıyorum.
Bir çok öykülerimde var.
Bunları yayınlayacağım yakında.
Ayrıca Tiyatro Oyunları yazmaya çalışıyorum.
Yayınladığımda beğenirsiniz umarım.
Aynı zamanda Çanakkale Belediye Tiyatrosu'n da hobi olarak oynamaya çalışıyorum.
William Shekespare'in "Bir Yaz Gecesi Rüyası" adlı oyununun Hasan Özsoy tarafından çocuk tiyatrosu şeklinde ki uyarlamasında Kral rolünü
oynadım.
Çevirisini de Can Yücel yapmıştı.
Mehmet Eşli'nin yazdığı ve Helen'in anlatımıyla Truva Savaşaları''nın konu edildiği "Gölgeler" adlı oyunda "Kral Priamos"u oynadım.
Aziz Nesin'in yazdığı "Yaşasın Kavuniçi" oyununda "Yagil" rolünü oynadım ve hala oynuyorum.
Kısa Film Atölyesi'ne devam ettim.
Bu sene ki kursumuz bitti. Okulumuz ile ilgili belgesel çekmek istiyordum. İşin tekniğini öğrenmek için gittiğim bu kursa gelecek senede devam edeceğim.
Diksiyon Dersleri'ne devam ettim.
Bir ara işlerim dolayısı ile yetişemeyip ara verdiğim bu kursa seneye tekrar devam edeceğim.
Çanakkale Endüstri Meslek Lisesi Mezunları Derneği'nde yöneticiyim. Derneğin her ay çıkan "Sanat Bülteni" adlı dergisini çıkarıyoruz.
Bu iş en az 10 günümü alıyor.
*Tornet: Tahtadan yapılan tekerlekleri bilyalardan yapılma bir nevi
taşıma aracı.
Boş zamanımda da eşimin bürosunda teknik konularda ona yardım ediyorum.
Yani kısaca dükkanı bekliyorum...
HANGİ TAKIM...
Halka mal olmuş kişilerin hangi partiyi, hangi takımı tuttuğu bilinmemelidir. (Seyfi Dursunoğlu-Huysuz Virjin)
Benim halka mal olmuşluk gibi bir durumum söz konusu olmadığından, hangi takımı tuttuğum ise herkesçe bilinir.
"Doğduğumdan beri Beşiktaşlıyım" diyemem açıkçası.
Çünkü babama her sorduğumda "Oğlum sen Galatasaraylısın" derdi.
Babam Galatasaraylıydı çünkü...
10 yaşıma kadar Galatasaraylı olarak büyüdüm.
Ancak benim ruhuma bir türlü uymuyordu bu takım.
(Kimse üzerine alınmasın, 'bana uymadı' diyorum sadece)
Bir şeyler eksikti sanki içimde.
Renklerle mi alakalı, yoksa logoyla mı anlayamadım o yaşta.
Ta ki bir çubuklu bir Beşiktaş forması görene kadar.
Hele göğsünde bulunan logosunun ortasındaki Ay-yıldızı görünce.
O yaşta anlamıştım ki ben Beşiktaş'a aittim. (Duygusal bir müzik)
Fakat takım değiştirmek, mahallede pek hoş karşılanmadığı için gizli gizli Beşiktaş'ı tuttum.
Soranlara 'Galatasaraylıyım' diyordum.
Ama kalbim Beşiktaşlıydı.
Ne zaman mahalle değiştirdik, o zaman 'Beşiktaşlıyım' diyebildim.
Ne kötü bir durum değil mi?
Ülkemizde tuttuğun takımı bile sen seçemiyorsun.
Babadan kalma bir miras.
Aranızda kaç kişi babasının takımını tutuyor acaba?
Sizlerde benim kadar cesurmusunuz değiştirmek için.
Ben bu cesareti 10 yaşımda gösterdim.
Tüm zorluklara rağmen...
Deneyin bakalım siz yapabilecekmisiniz?
Bu satırları yazarken çok düşündüm.
Takım değiştirdiğimi yazmak pek hoş karşılanmayabilirdi belki ama
"en azından rol yapıp iki yüzlü davranmaktan iyidir" diye düşündüm.
Belki de şu anda benim o küçük yaşlarda yaşadığım 'dışı başka, kalbi başka' sendromunu yaşayan kaç kişi vardır?
ve açıklamaya korkan.
Ey millet!
Korkmayın kalbinizde yatan takımı açıklamaktan.
Haydi bağırın, ne duruyorsunuz...
 |